Şark kromları ilköretim okulu anısına
Kapadım gözlerimi ve unuttum hayatın tüm telaşesini... Hadi gelin benliğimizde kaldığı kadarıyla, bir eski zamanın esrikliğine koşalım.
Daha dün gibi, oysa yıllar geçmiş üzerinden. Alacakaya’nın eski sağlık ocağına tırmanan o kesme taşlı yoldan ağır ağır ve merakla ilerliyorum. Bu yol her yağmur mevsiminde şekilden şekille girer ve o kesme taşlar dağılırdı dört bir yana, yağmur adeta tüm yolların canını okurdu. İşte bu yol da ilkokulun tebeşir kokan o yıllarında bizim bir yanımız olurdu. Her sabah minik kalplerimizle nefes nefese tırmanırdık. Yine bu yoldan öğle aralarında ve özelikle Cuma günü bayrak töreni sonrası, öğrenciler; ilkbaharda dışarı bırakılan deli taylar gibi bir hışımla rüzgarın arkadaşı, sırdaşı olarak gözden kaybolurlardı. O deli taylar gibi kendinden geçen kimi arkadaşlarımız merdivenlerden koşar, türlü meziyetlerini ortaya koyardı. Kimi arkadaşlarımızda ardına bakmadan, bir gün öncesinden yarım kalan işlerini bitirmek üzere, özellikle yağmur sonraları Lawer'in,Tosunlar'ın umut kokan bereketli deresinde küçük kazma ve kürekleriyle sırra kadem basarlardı. Bu arkadaşların çoğu bir sonraki gün yüzlerinde tarifsiz bir yorgunluk, tükenmişlik ve derin bir düşünce belirirdi. Kimi arkadaşlarımızda sağlık ocağı önünden yürür ve ya koşarak erkenden uzak köy yollarının yolunu tutarlardı. Ve böylelikle her birimiz kendi hikayesine dalar giderdi…
Daha dün gibi ağır ağır ilerliyorum. Bu gün kutlu gün. İçim içime sığmıyor. Yeni başlayacağım okulu görme heyecanı içinde yürüyorum işte. Etrafımda benim gibi çok öğrenci var. Sonraları her biri ile arkadaş olacağım; mutlu, heyecanlı ve ürkek arkadaşlarım. Eski sağlık ocağı bitiminde nihayet bir koşumluk düzlük seni karşılardı. Bu yolun sağında kromun bakiyesi bir kaç tek katlı Etibank evleri vardı. Sacları pas ve is tutmuş garip evlerdi bunlar ve çoğunlukla devlet memurları kalırdı buralarda. İşte bu evlerin önünde ufak tatlı bir yokuş başlangıcına kadar Uzunca bir tırmanıştan sonra burada bir nefes alma fırsatı bulurdun. İşte tam oraya geldiğin vakit tüm okul gözlerinin önüne serilirdi. Okul az ilerdeydi. Müthiş bir kalabalık birikmişti. Neyse sınıflar belli oldu ve okulun bahçesinde toplandık. Etrafımızda kimi siyah önlüklü, kimi mavi, kimi mor, bir renk curcunası adeta yani bir nevi karnaval standart yok yani... Kimisi abisinden ve ya ablasında kalan önlüğü bir gün öncesinde itinayla ütülemiş, önlüğünü ütülemeyen muhakkak beyaz yakalığı özenle ütüleyerek bu kutlu güne hazırlanmışlardı. Etrafı anlamaya anlamlandırmaya çalışıyorum. O ana kadar kendimi uzun boylu iri yarı sanırdım. Ama nerde kimisine hayret ile bakıyor şaşırıyorum. Aynı yaşta olmamıza rağmen "bir benim boyuma bak bir de bununkine" diye hayret ediyorum. Aman Fuat kimseye bulaşma bir sıkımlık canın var diye öğütlüyorum kendimi..
Okul tek katlı 10- 12 sınıflık bir yer. Nedendir bilemiyorum, hep sarı bir renkte boyanırdı. Arada başka renk oldu mu hatırlamıyorum ama benim belleğimde hep bir sarı renk hakim. İşte bu sarı Alacakaya'nın yağmuru, karı, fırtınasına ve bitmeyen rüzgârına karşı her sene sarının bir başka tonu ile bizi karşılardı. İlk okula başladığım da dikkatimi çeken okulun sarı boyalı duvarlarında asılı o siyah tabelaya bir şeyler yazılıydı. "Vay be" diyordum "demek ki gün gelecek ve her şeyi okuyabileceğim." O tabela dikkatimi çekmiş ve okumaya olan sevgim artmıştı. Ama nerde bir türlü okumaya geçemiyor ve bunun için o tabelayı okuyamıyordum. Bu okuma mevzusu epey uzadı. Nenem akıl kitabem bu duruma şöyle diyordu. "Ero leyro to nan nêverdo, to simer werdo" tabi o zamanlar anadilde eğitimin öneminden haberim yoktu. Neyse buraya tekrar döneceğim...
Alacakaya'nın kışını bilen bilir. Bilmeyenler için; Kış bu ilçenin ümüğünü sıkar. Olan umutlarını tüketir. Seni mahkûm eder. Buranın soğuğu farklı bir soğuktur. Ellerin, ayakların ve yüreğin buz tutar. Burada bir parantez yüzü sert elleri krom çatlağı babalar için, tabi kış dedi mi babaların bitmek tükenmek bilmeyen zorlu mesaisi başlar. Kar yağınca burada hayat durur ama söz konusu çocuklar ise bir başka anlam ifade eder. Belki de burada yaşayanlar için bir elin parmaklarını geçmeyen avantajlardan bir tanesi de kış aylarında karın nimetlerinden biri olan karda kaymak. Bizler kayak pistlerinde öğrenmedik kaymayı bu ilçenin her yanı bir başka dereye bakar. işte o yamaçlar var ya her birimiz oralarda kayak stajımızı yaptık. Kimi bir poşetle, kimi bir leğen ile kimi de o kara lastik namı değer Ankara- slostere ayakkabı ile en değme kayakçılara taş çıkarırdı. Kendini durduramayan çok arkadaşlarımız az uçmadı uçurumlardan. Bir de teneffüs saatlerinde o kartopu savaşları, bildiğiniz tüm savaş sahnelerini unutun yüzlerce öğrenci kendinden geçerek resmen Cesur Yürek filmindeki William voles misali kedinden geçerdi. Bu savaşın kızgın anında en heyecanlı yerinde okulun zili çalardı. Elinde bakır, çinko kaplama zil ile heyecanlı bir arkadaş okulu bir baştan bir başa koşar oyunu bitirirdi. Herkes elleri donmuş halde sınıflara hücum ederdi. Bu kez de uyuşan ellerimizi kaloriferin peteklerine sarar bir başka keyif yapardık. Tabi çok ısınan ellerimiz bu kez de kaşınmaya başlar şişerdi. Bu durumun da farklı bir güzelliği vardı.
Öyle işte, her mevsimi farklı yaşardık. Bazen güneş, bazen yağmur, bazen de kar olurdu ama hiçbir gün o rüzgâr durmazdı. Bundan sebep Esentepe de denirdi buraya. Zaman bir acayip hızlı, bir göz açıp kapama süratinde akıp gitti. Şimdi o günleri yad edeceğim çok az kişi ile görüşüyorum. Herkes kendi hikayesinde ve kendi başrolünde kavruluyor artık. Ara sıra da olsa memleket hasretini yüreğime gömdüğüm vakitler muhakkak okulumun yolunu tutar o eski hatıraları anımsarım. O güzel saf çocukluğuma ve o akasya ağaçlarının yalnızlığına tanıklık ederim.
İkinci sınıfta okumaya geçtim. O kırmızı kurdeleyi bir yıl çıkarmadım. Çarşı meydanında göğsümü gere gere dolaştım. O okulun ilk gününde dikkatimi çeken tabelayı da unutmadım. İlk işim onu okumak oldu. Şöyle yazıyordu. Şark Kromları ilköğretim okulu. Ve daha sonraları da "Şark'ın" ne olduğunu ve "Kromun" ne olduğunu da öğrendim...
20/04/2023
FUAT YAMAN
TÜM ŞARKKROMLARI ÖĞRENCİLERİNİN ANISINA....
Yorumlar
Yorum Gönder