ŞİRKET


 ŞİRKET

Alacakaya; Hani coğrafya derslerinde anlatılır ya, kışları soğuk yazları sıcak kurak diye ve eklenilir sonuna engebeli dağlık sonra nokta konur.  Tıpkı o ders kitabında yazdığı gibi kışları soğuk, yazları sıcak kurak ve bir de benim lügatimden bir kelime ekliyorum “garip” diye. İlçe girişinde, o, mavi beyaz çizgili tabelasında gecenin bir yarısında bir entel magandanın 7,65 mermilerinin izi vardır. Birde hemen hemen herkesin aklında kalmış nedense hep, o, “Alacakaya Nüfus 3600” diye mimlenmiştir. Her sene  nüfus azalır, kimse Alacakaya tabelasının yanında gülümseyerek poz verip + 1 diye yazmaz. Sadece arada entel magandaların gece sarhoşluğunun verdiği cesaret ile azalan mermi izleri olur. Sonra çocukları daha iyi okusun diye yaraya tuz basarak Elâzığ, Diyarbakır ve diğer mega mega şehirlerin yolu tutulur.  Tabi “Memleket cennet” diye ilk tatilde koşa koşa gelinen yer olur.

Bir de herkesin bilmediği başka başka hikayeleri vardır. İlk görev yeri olan öğretmenlerin, kaymakamların ve gerisini say sayabilirsen. Dört gözle bekledikleri tayin meselesi, çoğunun daha önce hiç duymadığı yerdir. Şimdilerde yine teknoloji sayesinde kısa bir sürede ilçenin görselleri ve diğer ne merak ediliyorsa birkaç dakikada önlerine serilir. Peki ya 90’lı yıllarda nasıl olurdu. Çoğu ilk duyduklarında Elâzığ ismini buruk bir sevinç duyarlardı. Sonra rengarenk olan Türkiye siyasi haritasını alıp önüne Elâzığ’ı bulurlardı, sonra Alacakaya’yı, isim uzun olduğundan birkaç harf Diyarbakır sınırını aşardı, yine biliyorum çoğu kendi şansızlıklarına üzülürlerdi

Çoğunun harita üzerinde zar zor yerini bulduğu, Elâzığ'a mı, Diyarbakır’a mı yakın olduğu belli olmayan ilçeden çok köye benzeyen kara kuru bir yer işte.  Eee nasıl olacak ki; üç yanı dağ bir yanı dere, diğer yanı gökyüzü ne yapsın garip Alacakaya… Konya ovası vardı da, o, mu gidip kurulmamıştı.

Bizim oraların hikayesi kaç okka gelir bilmem ama iyi bildiğim bir şeylerden bahsedeyim. Dedik ya dağlık diye, bir yamaca serpilmiş, üst üste , dip dibe konmuş, tek katlı bilemedin en babası iki katlı; hep bir var olma savaşı veren, hep varoş, hep yoksul, hep garip ve hep yandaş  işte öyle bir yer… Sonra Şirket’in  Şirket olduğu zamanlardan hatıra en ağırından evlerin çatıları.. Kimi bedeli peşin ödenip alınan, kimiyse bir gece karanlığında gece bekçisini bir çaya kandırıp aşırdıkları ağır mı ağır çatılar.  Her biri yılların kederini üzerlerinde yansıtan paslı, hem de pasın en gaddarından nasibini almış çatılar... Renksiz, soluksuz ve soğuk sokaklar biz daha güzel deriz “kûçe” diye…  Sonra nerede rastlarsın bilir misin? yine bir dersin ballı ballı anlatılan yer altı zenginlikleri, (esasen şöyle yazılır “Yeraltı zenginliklerimiz” yani hepimizin demek ister orada) dersinde uzayan bir liste ile kömür, petrol, altın vb. kaynakların hep üste göründüğü bir sayfanın en alt köşesinde neredeyse gözümüzden kaçıracağımız yerde bazen Alacakaya bazen Guleman yazılan, telaffuzunu bile netleştiremediğimiz başta demiştim ya “garip” bir yer.  Çoğumuzun “Şirket” dediği ve sonraları meselenin ta en dibine kadar öğrendiğim, o, Şirket işte…  

Peki elimizde ne var; Delik deşik edilmiş dağlarımız, suyu çamura bulanmış sularımız ve ciğerlerimizde ki tozu saymazsak bir de derin bir ah var… Gömleğin ilkini yanlış düğümlemiş olmamızı saymazsak aslında çok ta bir kaybımız yok. En büyük vebal dede ve babalarımızda biraya gelip gelecek için birleşmek yerine, “bana ne lazım, alırım maaşımı kapımın önünde her işimi yaparım. Biri aklına bir şey koymaya kalkarsa o meşhur söz “Ero Aqilîbi” sana mı kalmış farklı bir şey düşünmek! Hep susarsın, konuşmaya başladığında herkes “yav de, o, boş konuşuyor” der geçerler. Sonra işte sen daha 12 yaşlarında bu toplumun çürümüşlüğünü mühürlersin yüreğine hep sonra ve sonraya bırakılmış hayaller işte. Yeni şeyler lazım cancağızım yeni şeyler. Sonra yine biri çıkar der ki; yav burada yaşamıyorlar bura hakkında ahkâm kesiyorlar diye… Ve sen yine susarsın bir defteri bir daha açmamacasına ama gönlün el vermez işte. Sana düşer bazı payların derdi…


Alacakaya’nın bugünkü halinin en baştaki sorumluları ne orayı yönetenlerdi ne de oranın işverenleridir. Çuvaldızı kendimize saklayalım. Maalesef en önemli sorun halkındadır. Bugün Elon Musk veya Mark Zuckerberg gelse orayı yönetse bir sonraki seçimlerde Tesla’sına atlayıp arkasına bakmadan orayı terk edecektir. Tabi Sorî ölüm virajını kazasız belasız geçerse… Peki sizce neden öyle olmuştur? Sayayım; Biri demiş "Bu Elon yol yaparken benim ağacı kırmış", diğeri "benim yola kepçe gelmemiş," öteki "iş vermemiş" liste uzun…. Ama kimsenin aklına bilim, çağdaşlık, liyakat, sanat, kültür, ekoloji, tiyatro, sinema, müzik evi, Anadil, kadınların  ev dışında gidecek yerlerinin olamaması erkek egemen bir ilçe dolu kahvehaneler….. uzayan liste.. ler.. la
r...  Tabi bunu görünce  Mark Zuckerberg te kaçtı ama o akıllı Maden tarafından gitti. Ve bana dedi ki;

Yarın

Bir şeyler olacak yarın, duruşundan belli

Kırdaki atların, bulutların koşusundan belli,

Kazışından köstebeklerin toprağı, karıncaların

Telaşından belli

Bir şeyler olacak yarın

Belki bir tomurcuk

Belki bir ağacın düşen yaprağı,

Belki de bir çocuk pek o kadar görmesek de

Uzağı

Kuşların uçuşundan belli

Bir şeyler olacak yarın

Öbür günden önemsiz

YARINDAN ÖNEMLİ…

25/02/2024  FUAT YAMAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DÊLVÊR - ÇINAR

TUYÊR- DUT AĞACI

WERS- ARDIÇ