ORADA BİR KÖY VAR, ŞİMDİ DAHA UZAKTA
ORADA BİR KÖY VAR, ŞİMDİ DAHA UZAKTA.
Bazen rüzgârın hışırtısı, bazen bir sonbahar yaprağı, bazen de ilkbaharın kendine has taze kokusu beni eskilere sürükler. Bu, bir anlığına gelen muhteşem hislerle kendimi klavyemin başında bulurum. Gecenin sessizliğinde, beynime işlenmiş ishak kuşunun derin, anlamlı ve kesik kesik sesi yüreğime dokunur. İşte o an ellerim ve aklım, yaratıcı bir işbirliğine en açık olduğu andır.
Çocukluğunu köyde geçiren herkes, bu yaşamda bazı sebeplerden dolayı birkaç adım öndedir; bu durum, derin bir maneviyatla ilgilidir. Örneğin, sonbahar bizde bağbozumu mevsimidir. Uzun kış gecelerine hazırlıklar sonbaharla başlar, ta ki ağaçtan son yaprak düşene kadar. Sonra gözler, karın gelişini süzer. İlkin uzak dağlar haber verir, giderek tepelere serpilir ve yaklaşır; nihayet bembeyaz kar yağar. Bir zamanlar, ilk kar düştükten sonra ancak Mart sonu gibi toprağı görürdü gözlerimiz. Kış uzun sürerdi, bitmek bilmezdi. Yalnızlığımız uzardı. Her hane, kendi iç dünyasında yaşardı bu zamanı. Ruhumuzun bu yalnızlıkla nasıl beslendiğini ise sonradan anladım..
Kış, her zaman sıkıntı ve büyük bir uğraş demekti. Büyüklerimiz, kışın nasıl amansız bir düşmana dönüştüğünü bizlere anlatırlardı; otları biten bir ailenin yaşadığı çaresizliği, aç kalan hayvanların feryadını... Buna karşın, kış mevsiminin güzelliği biz çocuklar için yalnızca oyun ve maceradan ibaret olsa da, aynı şeyi büyüklerimiz için söyleyemezdik. Bu sebeplerden dolayı çoğu yetişkinin "Keşke hiç büyümeseydik!" deyişi, çocukluktaki o paha biçilmez oyun ve macera kalıntısına duyulan özlemin yansımasıydı.
Peki, bizlerin o güzel, paha biçilmez günleri şimdilerde nasıl, dersiniz? Doğrusunu söylemek gerekirse, köylerimiz artık bir yok oluşun eşiğinde. Bu yaşıma kadar içimde biriken köy özlemi ve geleceğe yönelik hayallerim, gün geçtikçe yeni bir gerçeklikle yüzleşmemi gerektiriyor. Şehrin hareketliliği, sosyal yaşantısı ve sunduğu imkânlar karşısında; o özlemini çektiğimiz, adına şarkılar yazdığımız, "orada olduğunu sandığımız" köyümüze artık sadece hüzünlü bir bakışımız ve kırık kalbimizde dinmeyen bir sızı kalıyor. Ayrıca ruhlarından, dillerinden, tebessümlerinden beslendiğimiz o dağ gibi bilge beyefendi ve hanımefendilerden yoksunluk, bu mesafeyi daha da artırıyor. Gerçekler ortada: Artık hayallerle yaşayamayız. İstesek de o güzel köyümüzün eski hali geri gelmeyecek.
Bu satırları okuyan kim varsa, kendi köyünü düşünsün. Kaçınılmaz sonu bizler tam olarak idrak edemesek de bir sonraki nesil buna şahit olacaktır. Son destek taşının yıkıldığı o büyük gürültüyle çöken kadim duvarlarımızı ve bir zamanlar onlarca çocuğun seslerinin neşeyle yankılandığı sokakların son yaşam çırpınışlarını görüyorum. Bazı haneler viran olmuş, bazıları kimsesiz; bazıları ise birkaç güne daha umutlarını sığdıran nenelerimizin ve dedelerimizin o buğulu, derin bakışları... Ben kendi iç dünyamda o kökleşmiş bağı korumaya uğraşsam da zamana yenileceğimi biliyorum. Tıpkı kuruyan kadim çeşmelerimiz gibi, eskiyen yollarımız gibi, yok olan dilimiz gibi... O kadar çok kaybımız var ki, hangi birini yazayım?
Yıllardır bu konu çevresinde dolanıp durdum. Bir derdim vardı. Sadece beni ilgilendiren bir mesele değildi, herkesi ilgilendiriyordu. Ama çoğu insan, diğer yaptıkları işlerin yanında bu hayati konuyu kendilerine dert edinmediler. Etmeyecekler de, bunu iyi biliyorum. Ama şunu söylemek istiyorum. Koca bir hafızamızı, bilincimizi, kültürümüzü ve en önemlisi ruhumuzu sel sularında kaybediyoruz. Yakında ne ağıdını yazacağımız dağlarımız, ne serin su çeşmelerimiz, ne de meşe ağaçlarına dönüp bakacağımız bir yüzümüz kalmayacak. Şimdi o bilindik türküye yeni bir güncelleme: Orada bir köy var, şimdi daha uzakta...

Yorumlar
Yorum Gönder