GASTAR...

 

Gastar…

Baharın tazeliğiyle yeşeren doğa, meşe ağaçlarının gölgesinde yeni bir sabırla büyüyor. Meşe ağacı, bu coğrafyanın kadim ağacıdır. Yapraklarının hışırtısında binlerce yıllık hikaye saklıdır. Yöre insanıyla bütünleşmiş, onların derdiyle hemhal olmuş, yanı başında bin derman olmuştur. Onun yaşamı, sade ve kendi halindedir. Bu yönü ile birazda ona benzemişizdir.

İlkbaharda, meşe ağaçları yapraklarını vermeden toprak adeta çıplaktır. Ancak havalar ısındığında, meşeler tomurcuklanıp yapraklarını açtığında, baharın gelişi müjdelenir ve mühürlenir. Bu, yörenin hayvanları için de müjdeli bir haberdir. Özellikle keçiler için, meşe yaprakları en sevilen besin kaynağıdır.

Meşe ağacının yaprakları o kadar sıktır ki, güneş ışıkları geçemez. Bu nedenle, gölgesi her zaman serindir. Yöre insanı da bu özelliği bilir ve yazın evlerinin balkonlarına (ortmi) meşe yapraklarından çardaklar( kom) kurarak güneşten korunur.

Arada esen ılık bir yel, kurumuş meşe yapraklarını öyle güzel hışırdatır ki, insan kendini geçmişin güzel günlerinde, yayla evlerinde (gome), uzak Boni'de, Zeydan'ın ulu bizênkerlerinde ya da cayo'nun Dat Nahmon ve Dat M.Resul gomelerinde, o güzel günlerin sohbetlerinde bulur. Meşe ağacının gölgesinde huzur, serinlik ve hoş bir hava vardır.

Meşe ağacının macerası Ağustos ayında başlar. Bu kez de kara kışa hazırlık, keçilere azık derdi yöre insanını sarar. Dağlarda, yüksek yamaçlardan toplanan meşe dalları, eşek sırtında ya da traktörle taşınarak deste deste sıralanır. Dalların öbek şekline getirilip bağlanmasına "girze" denir. Girzeler, genellikle yuvarlak bir şekilde gökyüzüne doğru üst üste konarak küçük bir tepecik (Dizêr) oluşturulur. Yağmur ve kardan etkilenmemesi için üzerlerine bir poşet serilir ve zamanı gelince keçilere verilmek üzere saklanır.

Traktörle taşımak kolaydır, ancak eşekle taşımak zordur. Kelhasi'de Cayo denen araziden köye mesafe 3-4 kilometredir. Bir yandan insanı yoran sıcak, diğer yandan bu emaneti sağlam bir şekilde yerine ulaştırma sorumluluğu vardır. Ağustos sıcağıdır bu; insanı dinlemez, gözyaşına bakmaz.

Yine bir yol uzanır. Sabahın seheridir. O gün sürüye katılmamış eşek, uzun ve zorlu bir günün tedirginliğini yaşar. Güneş dağların ardından doğmadan, eşeğin yuları elinde ve çulunda, sağlı sollu iki halat (resse) bulunur. Bunlardan biri diğerinden farklıdır. Farklı yapan ise ucuna bağlı olan "V" harfine benzeyen, ancak bir kuyruğu diğerine oranla biraz daha kısa olan, yine aynı zamanda meşenin dalından çıkarılmış olan, tarihsel olarak saygı duyulması gereken bir araçtır. Biz ona "gastar" deriz. Yükü daha sıkı bağlamak ve dengelemek için kullanılır.

Gastar'ı sadece bir dal parçası olarak görmek, onun tarihsel duruşunu küçümsemek olur. Bu ve benzeri araç gereçler, tarihi eski ve kadim bir mirastan bizlere gelmiştir. Bunları yazmak bir onur ve gururdur. Zaman içerisinde kullanımı azaldıkça, bu isimler tarihin karanlıklarına gömülecektir. Örneğin, bir zamanlar öküzlerle çift sürülüyordu. Şu an o araç ve gereçlerin ismini bilen kaç genç vardır? Muhtemelen çoğu bilmeyecektir. Burada sorunu sadece genç nesilde aramak yanlış olur. Bizler bu anlayışı küçümsedikçe, her an, her saniye yok olan dilimizi hep birlikte toprağa gömeceğiz ne yazık ki… Bu tür söylemleri dillendirmedikçe, kaybolan değerlerimize gözyaşı dökmek nafiledir.

Bu nedenle diyoruz ki, biz Gastar'ı çok seviyoruz. Onun o tarihsel sürecinden, ki bu bilinmeyen bir tarihtir. Kim bilir ne kadar eski bir araç ve gereçtir. Evimin duvarlarında özenle astığım dede yadigarı Gastarım benim için bir hazinedir. Haydi meşeden Gastar yapıp bir halatın ucuna bağlayıp asalım evlerimize ve çocuklarımıza köyden, Cayondan, Zeydan'dan, çemden, dizêrden, girzeden ve welgden bahsedelim… Çünkü bunlar bizim özümüzdür. Ve özüne sahip çıkmayan er ya da geç köleleşip yok olacaktır…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DÊLVÊR - ÇINAR

TUYÊR- DUT AĞACI

WERS- ARDIÇ