Uğurlu tavşan ayağı- 5



Son kuru meşe kütüğü de közlendi. Son hikaye de söylendi. Kelxasi boylu boyunca kar altında. Dışarıda yine eskilerin o mistik havası. Ansızın başlayan kar şiddetini artırmış; bu şekilde yağmaya devam ederse belli ki sabaha bir çizme yağacak gibi. Soğuk pencere aralığından, ışığı cılız sokak lambalarının aydınlattığı kar tanelerinin telaşını izliyorum. Gece sessiz, gece kıpırtısız... Sadece toprak damları döven kar tanelerinin kıpırtıları ve yanan sobanın usul usul sesi geceye yayılıyor. Bir de uzakta Çemi Bexro’nun sesi duyuluyor. Bir başka telaşı da Çemi Bexro'da görüyorum.

Nenem Hejra, bir meşe kütüğünü daha sallıyor kuzine sobaya. Soba tekrar kaldığı yerden ağır ağır başlıyor yanmaya. Yanan meşe kütüğünün alev yansıması duvarları geziyor, sonra Şivaklar’a uğruyor. Daha sonra bir aralık bulup toprak damların vefakar kavak tomruklarında kalıyor. Nenem Hejra: "Bu şekil de yağarsa sabaha 1 metre yağar," diyor. İçimi bir mutluluk kaplıyor. Soğuk pencereden geceye dahil oluyorum. Sokak lambalarının seyrek ışığı şefkatle kar tanelerinin sırtını sıvazlıyor. Daha bir sevinç taşıyor yüreğime... Gece uzuyor. Uğurlu tavşan ayağı yine her zamanki yerinde ve bir hikaye daha başlıyor: Teyra Keku (Pepuk Kuşu).

Hikayeyi Zazaca dinleyip söyleyenler çok şanslı bir nesil. Ne mutlu bana ki biri de benim. Burada bu efsaneyi uzun uzadıya yazmayacağım. Bu hikaye nezdinde kültürümüzün nasıl bilgece, nasıl kadim olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatıyor. Yıllar sonra Pepuk Kuşu'nun bir belgeselini izlediğimde nasıl şaşırdığımı sizlere anlatamam. Bir kez daha atalarımızın bu kuşun hilesini sezmelerini ve bu efsaneyi binlerce yıl diyebileceğimiz bir zaman diliminde analiz edip sözlü bir anlatı ile bugünlere taşımalarını tarifsiz bir hisle yüreğimde hissediyorum.

Pepuk Kuşu, kuluçka zamanında kuluçkaya yatacak başka bir cins kuşu takip eder. Kuş yuvayı terk edip çıktığı bir anda Pepuk Kuşu sinsi planını devreye sokar. Yuvaya kendi yumurtasını bırakıp tekrar kaldığı yerden yaşamına devam eder. Yuvaya dönen kuş bu hileye uyanamaz ve kuluçkaya yatar. Bir vakit sonra kuş yemek için yuvayı terk ettiğinde Pepuk Kuşu yumurtadan çıkıverir. Hemen ilk işi, yumurtadan çıkmamış üvey kardeşini yuvadan atmak olur. Yuvaya dönen anne, yavrusunun yumurtadan çıktığını görür. Oysa yavrusu sandığı kuş Pepuk Kuşudur. Garip kuş hiçbir şeyden habersiz bu yavruyu büyütür. Büyüyen Pepuk Kuşu gerçekte bir kardeş katilidir.

Her ilkbaharda kenger toprakta boy verdiğinde o hüzünlü sesi ile meşe ağaçlarının yaprakları arasında kendi hikayesini, kendi ağıdını yakar: "Keku, keku, kam kişt? Mi kişt. Kam şit? Mi şit?"

Bu hikayeyi dinlerken, köyümüzde Welido mıntıkasını hayal ediyorum. Meşe ağaçlarının daha fazla olduğu bu alanda, her ilkbahar buradan hüzünlü sesi ile yüreğimize dokunur. Bu sesi duyan duygusallaşır. Sebebi de bizlere bu hikayeyi anlatan nenelerimizin, dedelerimizin soğuk yokluğudur.

Gözlerimi hikayenin bitimiyle kapıyorum. Pepuk Kuşu'nun acı dolu sesi kulaklarımda yankılanırken ben sabahın kar bereketini düşlüyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DÊLVÊR - ÇINAR

TUYÊR- DUT AĞACI

WERS- ARDIÇ